Çöldeki Gölgeler

kumda ayak sesi işitilmez

kumda ayak sesi işitilmez

Senin için yanan birine kuru bir teşekkür mü edeceksin;

Yoksa budalalığının kanıtı olsun diye aynı ateşe mi atlayacaksın

Bilmez misin ki; ancak onun ışığından daha parlak yanarsan; o zaman onunki söner;

Senin için yanarak öleni başka nasıl kurtaracaksın

Rüyasında görmüştü tüm bu olan biteni ama aklından bir türlü
çıkaramıyordu Gkhara. Rüyasında iki iriyarı ama oldukça genç adam görmüştü.
Hızlıca mağaranın daha karanlık derinliklerine doğru yürüyor ama itişip
kakışıyorlardı; kavga eder gibiydiler daha çok. Gkhara rüyasında onlardan
birinin daha alttan almaya çalıştığını görmüştü, diğeri ise bağırarak
uzaklaşmıştı; ama hiç ne söylediklerini anlayamıyordu, duyduğu bildiği bir dil
değildi bu. Mağaradan ayrılan daha kaba olan genç dışarıya çıkmış bir ağaca
tırmanıvermişti; uyumaya başlamıştı sonra oracıkta. Mağaradan kalan gencin ise
bir yatağı vardı. Kurumuş yada yarı kurumuş iri yapraklı ağaçların dallarını koparmış
onlara güzel bir biçim vermişti ve oldukça rahat bir uykuya dalmıştı genç.

Rüyanın heyecanlı yeri burada başlıyordu; bir kurt sürüsü
gençlerin bulunduğu tepeyi çevrelemişti. Ağacın tepesine çıkmaya çalışıyor ama
başaramıyorlardı. Ağacın üzerindeki genç korku içinde titriyordu, yine de
dallardan bir sopa kırmayı başarmış onu kurtlara doğru savuruyordu. Mağaranın
içine doluşan kurtlarsa girdikleri gibi inleye inleye oradan kaçışmaya
başlamıştı. Diğer genç yatağını aleve vermiş kurtlara savuruyordu. Gece
yaratıkları ateşte yanıyormuş gibi ortadan kayboldular. Gkhara’nın planı bir an
önce bu rüyayı Şmuil babaya anlatmaktı. İlk defa rüyasında tanımadığı hatta hiç
görmediği insanları görmüştü.

1.Kadim Halk

Eseniler çöllerdeki vahaların hangi aylarda ve nerelerde yeşereceklerini
çok iyi biliyordu. Dahası Dünya Ananın Melekleriyle bağlantıda oldukları için;
toprak, hava ve suda olacak değişimleri önceden biliyorlardı. Böylece avlanmak
ve beslenmek konularında herhangi bir zorluk çekmiyorlardı. Göçebe olarak
yaşıyorlardı ama her zaman peşlerine takılmış insanların köylerine uğramak ve
onların hastalarını iyileştirene kadar buralarda kalmaları gerekiyordu; evet
tabi ki onlar usta otacılar ve şifacılardı aynı zamanda…

Nereden geldikleri konusunda çok derin açıklamaları vardı; varlıklarının sebebini her
gün sorgulamış bilge kişilerdi onlar. Genellikle şiir gibi konuşur, kendilerinden
olmayanları büyüleyebilecek bir ahenkle şarkı söyler gibi kendilerini ifade
ediyorlardı. Gökyüzüne bakmak adeta bir zorunluluktu; astroloji ve yıldız bilimi
konusunda mutlak ustalardı. Kendilerini
Venüs etkisi altında ifade ediyor, bu gezegenle doğrudan bağlantıları olduğuna
inanıyorlardı. İçlerinden Ozan Astinti her altı ayda bir yapılan şiir
yarışmasında birinci olan ve kendilerini en güzel ifade edebilen şiirlerden
birini yazıya dökmüştü;

“Ve ışık farklı kaynaklardan hep ulaştı öncülerine

İşittim, duydum yakarını,

sevgi adına sevdalandığın,

o güzelim kokulu kır bahçelerini,

gördüm yaşadım serin pınarların gençliği armağan etmelerini.

Saygıdır önadı yaşamı idrak edebilmenin,

mabedidir her hane, her orman, her mağara

ulaşınca bana, asırların bilgeliği altında

ve bunca güzelliğinin karşısında

aşktır duygum sevdalısıdır derinliğinin,

mucididir yeni heveslerin”

Venüsümdür göklerde yıldızım.

varisiyimdir tüm sevgilerinin”

Eseniler Dünyevi ve Göksel ayinlerini birleştirmişti. Gündüzleri
Dünya Ananın meleklerine, perilerine sesleniyor, geceleri Göksel Babalarına dua
ediyorlardı. Düzenli haftalık bir sistem içerisinde yaşamlarını
sürdürüyorlardı.

Haftanın ilk gününde yapmaları gereken tüm ağır işleri yaparlardı;
bu günü “zorluklarla mücadele” günü olarak seçmişlerdi; herkes kişisel
sorunuyla ilgilenirdi. Birinci gün için Dünya Anadan güç ve sabır istenirdi.
Aynı günün gecesinde ise Göksel Babadan Huzur istenirdi.

İkinci gün tamamen “tefekkür” günüydü; konuşulur dertleşilir ve
sorunların çözümü için kafa kafaya verilirdi. İkinci gün Dünya Anaya Bilgelik;
gecesinde ise Göksel Babaya Sabır için dua edilirdi.

Üçüncü gün “barış” günüydü. Kendi aralarında pek düşmanlık
olmazsa da, etraflarındaki yerleşik hayatlarda kavganın sonu gelmiyordu. Barış
günlerinde Eseniler yakınlarındaki yerleşim bölgelerine gider; tartışma ve
kavgaları bitirmeye çalışırlardı. Bunun için Dünya Anadan Adalet isterlerdi.
Aynı günün gecesinde Göksel Babadan dinginlik ve arınma talebinde bulunurlardı.

Dördüncü gün “ibadet” günüydü. Parşömenler bu günde okunurdu
sadece. İbadet için yer seçme töreni yapılırdı. Kalan’ların torunlarında bu
imtiyaz vardı; onlar daha esrik bir ruh haliyle hareket ediyor; toplantı yerini
hissiyatlarına göre seçiyorlardı. Ulu bir kayın ağacı altında
toplanabilecekleri gibi; bazen de nehir kıyısı yada mağaralarda
toplanabiliyorlardı. Tüm göksel ve dünyasal kutsallarını saygıyla sayarlardı.
Ayrıca Bilgi Tapınağına ağıt yakılırdı.

Beşinci gün “avlanma ve toplayıcılık” günüydü. Gerekli bitki ve
meyveleri toplar; ufak memeli hayvanları kurdukları tuzaklarla yakalarlardı.
Dünya Anneden bolluk ve bereket isterken Babadan alçakgönüllülük ve dürüstlük
istenirdi.

Altıncı gün “yolculuk” günüydü; günün ilk ışıklarıyla Dünya
Anneye seslenip farkındalık istenirdi. Haftalık göçlerini gerçekleştirdikleri
gün, başka bir bölgeye yönelirler, tehlikelerden uzak durmaya çalışırlardı. Bu
günün gecesinde ise Göksel Babadan cesaret talebinde bulunurlardı.

Yedinci gün yeni ortamlarında hayata başlamış olarak;
kendilerini eğlenceye çekerlerdi. Dere kenarında yıkanır ve eğlenirlerdi. Tensel
mutluluk için Dünya Analarına dua eder, Aşk için Göksel Babalarından izin
isterlerdi.

2.Bir akşam ateşi

Astinti’nin yazdığı şiirin birinci seçildiği gece; yakılan büyük
ateşin etrafında yine büyük bir coşku vardı. Kalanlar’ın torunlarından ve
aralarındaki en yaşlıları Şmuil; her zamanki şairane ritmiyle en eski günleri
yad ediyordu:

“Aşılmaz dağların karlı zirveleri arasında

koyakların, ulaşılmaz yerlerinde,

ateşle aydınlanmış mağaralarımızda,

korkuyla titreyerek çoğu zaman,

usulca sokulmuş birbirimize beklerdik.

Yeri göğü inleten ve canhıraş çığlıklar atan

gözü dönmüş canavarların, hepsi bizi gözlerdi

kimi ulu ağaçların tepesinden,

göklerin maviliklerinden ve bulutların,

karlı ak tepelerin aralarından,

vızıldayarak, kükreyerek üzerimize uçar,

kimi toprağı yararak can nefesimizi alırdı.

İşte böylece gökyüzüyle yalnız kalabilmek için fırsatlar kollar,

mağaraların içine doğrudan yıldızlara bakan bacalar açmaya başladık

Aramızdan birçoğu ölürken daha hızlı da üremek yanlıştı;

bu yüzden Kalanlar oluştu:

Kalanlar kendilerini her türlü tehlikeden uzak tutmak için
günlerce yıldız bacalarında kalmış, yıldız bilgisini idrak etmiş, 7 si erkek,
yedisi kadın; çok akıllıca sözler söylemeye başlamışlardı

herkese birer değişik taş verip, üzerine büyülü sözler söylemişler

bu sözler yıldız dilinde o devirlerde dünyaya gelen dalga ışını içerisinde
ilahi ve yaşamsal olan sonsuzluğun birinci günü ezgisini taşımaktaydı….Yaşamın
ışıdığı o ilk günün”

Bu sözleri duyduklarında , ilk defa duymamalarına rağmen her
seferinde etkileniyor sarsılıyorlardı. Gkhara; Astinti’nin kardeşiydi; ama onun
hep şüpheci bir yanı vardı; kendine hakim olamayarak sordu;”Kalanlar ömürlerini
nasıl uzatmışlardı; bunu biz de yapamaz mıyız Şmuil baba?”Cevap hiç gecikmedi,
Şmuil baba “bak kızım zaman durmadan değişir biliyorsun; Kalanlar’ın zamanında
Işık dünyaya daha yakındı; bildiğimiz kadarıyla Birinci Tufandan öncesinde bitki
örtüsü çok farklıydı; tüm bildiğimiz onların özel bir iksir hazırlayarak
hayatlarını uzattıkları; beşyüz sene kadar yaşadıkları tahmin ediliyor”.
Gkhara’nin durmaya niyeti yoktu, hem rüyasıyla ilgili de sorular sorabilirdi;
ama şimdi söz konusu taşlardı, aslında
sorunun cevabını bilmesine rağmen gene de sormak istiyordu;”peki büyülü
taşlardan birinin sende olduğu doğru mu Şmuil baba?, onu görebilir miyiz?”

Şmuil gülümsüyordu; “taşı görmek istediğini biliyorum; hepiniz
görmek istiyorsunuz, biliyorum, ama bakın size söylüyorum, Kalanlar’ın
bıraktıkları taşların günümüzde hiçbir gücü yok”…. Ay sessiz gecenin içinde
iyice tepeye çıkmış, ateş çıtırdayarak yanmaya devam ediyor ve suratlarda belli
belirsiz gölgeler oluşturuyordu. Sessizliğin nedenini herkes biliyordu, Şmuil
ancak ölüm döşeğinde taşı gösterecek ve seçtiği kişiye emanet edecekti.
Sessizliği bozan Şmuil oldu “madem taşlardan ve eski günlerden konuştuk şimdi
bi ilahi söylemenin tam zamanıdır, gelin Göklerdeki Babamızdan aşk isteyelim…”
Bakışlarını Gkhara’ya yönelttiğinde ilahiyi söyleme sırasının kendisinde
olduğunu anlamıştı; ilahiye başladığında diğerleri de kendisine katılmaya
başladılar. Ahenklerini yükselttikçe içlerinden bir kaçı ateşe meşalelerini
daldırıp tutuşturdular; Ateş Dansını icra etmenin tam sırası olduğunu düşünen
gençler ellerindeki meşalelerle havada Akbatan sembolleri çiziyorlardı. Kadim inancın
sembolleri, ilahi ve enstrümanlarını alarak gelenlerin katılmalarıyla birlikte
yine görülmeye değer bir ibadet gecesi yaşıyorlardı.

3.Kim, Neyi, Ne kadar

Ateş sönmeye yüz tutmuş, gece kuşları gündüzün geldiğini haber
ediyordu. Şmuil hala ordaydı, daha yatmaya gitmemişti; söylediği her sözü pür
dikkat dinleyen gençlere konuşuyordu: “birlikte güzel bir yaşantımız var; ama
güzel yaşantı dileğimiz olmamalı; insanlık huzuru bulduğunda buna kendisini
kaptırır, eğer karnı da doyuyorsa yıllarca günlük işleriyle meşgul olarak
yaşar. Aklında bir berraklık yaratacak ilahi gerçekten korkmaya başlar. Zira
ışık parlayabilmek için fedakarlık isteyecektir. Günü gelir tam olarak ne demek
istediğimi anlayacaksınız. Çocuklarınızla sevdiklerinizle birlikte en mutlu
günlerinizi yaşarken; işte o günlerde anımsayın ve ışık fedakarlık için
kapınızı çaldığında sakın arkanızı dönmeyin; mesajı anlamıyormuşsunuz gibi
yapmayın…”

Sözünü bölen hevesli gençlerden biri Mshikha’ydi, “ama
anlayamıyorum; Şmuil Baba, en son gittiğimiz köyde; yaşlı adamcağızı ne
yaptıysan kurtaramadım, ilaçlarım işe yaramadı, adam son nefesini verince
oğulları benim canımı almak istedi, ellerinden nasıl kurtulduğumu bilmiyorum;
bundan ne anlamalıyım? Mesaj ihtiyarın ölmesi miydi? Oğullarının beni öldürmeye
çalışması mı?”

Şmuil baba sordu; “nasıl kurtuldun Mshikha?”. “Kaçtım baba;
arkama bakmadan kaçtım, evlerinin önünde küçük bir dere vardı; üzerinde
kütükten bir köprü, köprüyü iki adımda geçtim, arkama bakmadım bile, sadece öldün
sen, diye bağırdıklarını duyabiliyordum, koşmaya devam ettim; ama arkamdan
gelmediklerini fark ettim bi süre sonra, sanırım arkamdan tahta köprüye üçü
birden hışımla bastıkları için körü kırılmıştı, kıl payı kurtuldum yani”

Şmuil gülümsüyordu; “mesajını alamamış olmana şaşırdım, sanırım
bu olaydaki mesajın, köprünün kırılması olmuş; bence gayet açık; ölmedin çünkü
Büyük Plan’da hala bir yerin var. Unutma sen bir hayat kurtarmaya gittin,
tedavi etme bilginle onu kurtarabilirdin de, ama ne kadar geç kalınmış olması
senin suçun değildi, seni geç haberdar ettiler. Hepimiz bir şeyler biliyoruz,
şu ağacın arkasından çobanın kaval sesi geliyor duyuyor musun; çoban dostumuzun
çaldığı bu name ne kadar da hüzünlü değil mi? Ama hüznün bizi Dünya Anamıza
yakınlaştırdığını biliyoruz; koyunları da mutlu kıldığı kesin. O zaman çoban “ney”i
severek çalıyor; hem de çalmayı gayet iyi biliyor; peki ama çalmaya dalsa,
bütün gün çalsa ve koyunları unutsa, feci şeyler olabilir değil mi? Kim
olduğumuzun farkındayız, ne bildiğimizi de biliyoruz; mesela ney çalmayı
biliyoruz; ne kadar çalmamız gerektiğini de bilmeliyiz. Sen Mshikha diğer
kardeşlerin gibi şifacısın, bunun için otlardan, bitkilerden merhem, iksir
hazırlarsın, ne kadar kullanman gerektiğini de bilmelisin tabi.”

Mshikha yaşlı adamı kendi sözleriyle oyuna getirmek istedi; “anlıyorum Şmuil baba; mesela sen Kadim
Şmuil’sin; müthiş bir bilgi birikimine sahipsin; ama bunun ne kadarını
paylaşıyorsun? Anlamış mıyım?” Şmuil kesik bir kahkaha attı;” Zeki çocuk; ben
yatmaya gideceğim; sabahın bu saatinde benden daha fazla bir şey
öğrenemeyeceğin kesin; seninle ilgili planlarımda bir değişiklik yaptım;
önümüzdeki ilk tefekkür gününde açıklayacağım.”

Çadırına ulaştığı sırada arkasından Gkhara’nın sesini duydu; “Şmuil baba; kusura bakma ama kısa bir soru soracağım; yalnız kalmanı bekliyordum”. Şmuil “söyle kızım” dedi. Gkhara bir
solukta rüyasını anlattı. Yaşlı ve uzun geceden yorgun düşmüş gözlerine ışık
doldu birden Şmuil babanın; “alevlerin efendileri de bizlerdendi, rüyan çok
anlamlı, ışık taşıyıcısından mesaj almışsın. İnsanların aptallığı ve akılsallığı
açık seçik seçtikleri dönemden bir mesaj. Bu yeni seçim döneminin yaklaştığını
da göstermekte kızım. Hadi git uyu artık”

4. Tapınak

Şmuil, Astinti’nin büyük babasıydı. Pek çok kararda onun payı vardı. Hele Bilgi Tapınağı yolculuğu
konusunda son karar onundu. Onlar için en büyük onur her 2 yılda bir içlerinden
seçilerek Bilgi Tapınağına yollanacak adayların belirlenmesiydi; onların
yolculuğu ve tapınaktan getirecekleri yeni bilgilerin heyecanı dayanılmazdı…
Bu yolculuk geleneksel olarak her Mart ayında yapılırdı. Tam başlangıç tarihi
21 marttı; dönenceyle birlikte büyük kutlamadan sonra.

Bu kez beş adam ve iki kadın Bilgi Tapınağı’na gidecek adaylar olarak
seçildiler. Şmuil Mshikha için düşündüğü planı açıklamıştı; o da yolculuğa
katılacaktı. Gkhara çok istemesine rağmen seçilmemişti onun yerine Magda
gidiyordu. ShangriLa da bulunan tapınak Himalayaların eteklerindeydi ve oraya
ulaşmak o zamanların şartlarında 5 ay sürmekteydi; 1 ay orada kalacak ve
eğitimlerini alacak ve geri döneceklerdi. Planlandığı gibi yolculuk 21 Martta
başladı; günler geceleri kovaladı; yol boyunca kendilerine yakın insanlar
konaklamalarında yardımcı oluyordu. Bu yolculuğu maksatları pek belli etmeden
tamamlamalıydılar. Esenlerin bu kutsal yolculuğu sadece sayılı kişiler tarafından
bilinirdi.

Ancak tapınağa varmalarının hemen ardından karanlık bir ordunun çok yakında olduğunu öğrendiler; bu durumda hiçbir şey bekledikleri gibi olmuyordu.

En bilge keşişlerden biri onları yanlarına çağırdı ve bir tomar parşömen
uzattı; “üzgünüm ama tapınak yüzyıllardan sonra saldırıya uğrayacak; kaçın
ve canlarınızı kurtarın ve uzak ülkedeki sevili halkıma selamlarımı
söyleyin….”

ı zaman;
hüznü de beraberlerinde getirmişlerdi; tapınağın yıkılmış olduğu haberi hepsi
üzerinde aynı etkiyi yapmıştı; zifiri karanlıkta kalmış çocuklar gibi oldular.
Ve karanlığın ordusunun eninde sonunda gelip kendilerini de bulacaklarına
emindiler. Bu baskıya dayanamayan son yolculuğa katılmış Mshikha, Magda, Yulyus
ve Sbatni parşömenleri günlerce inceledikten sonra büyük kentlere gidip
insanlara kendilerine yaklaşmakta olan tehlikeden söz etmek istediler; onlara
Bilgi Tapınağını ve aydınlanmayı anlatacaklardı….

5. Peygamberlik mi?

Şmuil bu plana karşı çıksa da kendisi bir plan geliştirememenin
sıkıntısı içindeydi. İstemeyerek de olsa onay verecekti; “bakın şimdi
insanların arasına karışarak onların dünya görüşünü değiştirmelerini
isteyeceksiniz. Üzerlerine karanlık bir ordunun gelmekte olduğunu söyleyip
paniğe neden olacaksınız. Yaşamları kolaylaştıracağınıza kaos yaratacaksınız,
“deli peygamber” gibi takma isimler uyduracaklar; mahllenin çocukları sizi
gördüğünde taşa tutacak.”

Mshikha Şmuili sakinleştirmeye çalıştı; “merak etme bana
inanacaklar, göreceksin Şmuil baba, tapınakta öğrendiklerim ve parşömenlerdeki
metinler yolumuzu aydınlatacaktır. Şimdi vahamızdan ayrılacağız, bir süre
haberleşemeyebiliriz”

Yol boyunca Mshikha insanlara bildiği herşeyi onların
anlayabileceği bir dilde anlatmaya çalıştı; sözlerini güzel mesellerle süsledi.
Manevi değerleri unutmuş olan halk sefalet içinde yaşayan çoğunluğuydu bu
insanların. Yıldızlara; aya ve güneşe bakmayı unutmuştu bu insanlar; karanlık
tapınaklara girip anlamsız işler, para ticareti yapıyorlardı…

Bir gece; gizlendikleri mağrada
Mshikha kardeşlerine şöyle söyledi; “Karanlığın ordusunun Pers ülkesini
geçtiğini duyduk; kılıç , kan ve şiddet daha çok günler bu dünya üzerinde var
olacaktır. Parşömenlerde okuduğumuz ve çocukluğumuzdan beri bildiğimiz birşeyi
nasıl bu insanlara anlatacağız; bunun için benim kendimi öldürmem gerekiyor
ancak böyle inanmaya başlayacaklardır.” Magda onlarla beraber
Himalayalar’a giden hanımlardan biriydi ve çok akıllıydı; ” Ne yaparsan yap
Mshikha; bu insanlar gene bildikleri yoldan gidecekler” dedi.

O gece Mshikha onlardan ShangriLa’dan getirdikleri ilaç
karışımlarını hazırlamalarını istedi. Gidip tüccarların tezgahlarını yıkacak ve
kokuşmuş Yahve’nin ne kadar yalan bir tanrı olduğunu anlatacak; hakaretler
edecek ve kendisini tutuklatacaktı. Hakaretlerini sürdürecek ve tamda umduğu
gibi hahamlar onun çarmıha gerilmesi için baskı yapacaklardı. Ve istediği
olacaktı…

Öyle de oldu 2 gün içerisinde; 3. günün sabahında şafakla beraber kendisini çarmıhın üzerinde buldu,
arkadaşlarına söylediği gibi ve planladıkları gibi yapacaklardı. O gün aralığın
22si idi; kış dönencesinin tamamlanacağı günü idamına denk getirmek çok zor
olmamıştı, son isteğini sorduklarında Mshikha bu günü seçmişti. Plan işliyordu;
saatler geçmişti ve fırtına başlamıştı; Mshikha’nın güzel sözlerinden büyülenen
yaklaşık 1000 kişi Golgotha tepesinin eteklerinde toplanmış onun can
çekişmesini izliyorlardı. Yorulduğunu hisseden Mshikha dilinin altında sakladığı
ilaç kütlesini çiğnemeye başladı. 10 dakika içerisinde kalbi durdu; vücudu
bembeyaz ve kaskatı kesildi. Romalı askerler öldüğünü anlayınca onu çarmıhtan
indirip insanlarına verdiler. Magda ve diğerleri hemen onu gizli mağaralarına
götürdüler; kendisi için hazırladıkları sıcak küvetin içine yerleştirdiler ve
Tibet’te öğrendikleri masajı uygulamaya koyuldular; kadim ilaçlardan gözlerinin
içine damlattılar; burnuna; kulaklarına ve içirdiler kendisine farklı
ilaçlardan.

Mshikha 3 gün boyunca dinlendi; sonra insanların karşısına
çıktığında herkes onun nasıl ölümden döndüğünü konuşuyordu. Şimdi işte kendine
inanlar sayıca kat kat katlanmıştı. Arkadaşlarına şöyle dedi:

“İnsanlık sınavını çok önce kaybetti bildiğiniz gibi; karanlık ile yapılan
anlaşmaya göre böyle yapmamız gerekiyordu; şimdi karanlığın güçlendiği
günlerdir, ancak insanlık defalarca yenildi zaaflarına; işte şimdi bunun
bedelini ödemeye devam edecek; taki korkuyu tamamen yüreklerinden atana kadar;
ancak o zaman gerçeği öğrenebilecekler ve onu kabulleneceklerdir. İşte o gün
tüm sırlar ortaya çıkacak; tüm yalanlar ortadan kalkacak ve karanlık geri
çekilecektir. Bir kez daha tüm evren ışıyacak, pek çokları sellerde;
yangınlarda ve depremlerde can verecek ama ilahi güç dünyayı tekrar 30
derecelik eksenine oturtacak ve sihir tekrar insanların gözüne görünür olacaktır.”

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s